Hayalhane Online Bilet Satış

Özel Organizasyonlar İletişim

Mahşer-i Cümbüş Sponsorları

Foto Galeri

Üye Girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun
Seden Edgü Doğan 08.02.2006 Yazdır E-Posta
Yazar Darzanyus   
29 03 2007
 

Seden Edgü Doğan
Istanbul Şehir Tiyatrosu Oyuncu, yönetmen yardımcısı, festival organizatörü,   1990 - 1995

http://www.sehirtiyatrolari.com/yazilar/seden-edgu-060108-mahseri-cumbus.htm

Tiyatro deyince aklınıza ne gelir? Bir metin, oyuncular ve seyirciler değil mi? Biri size “Tiyatroya gidelim mi?” diye sorduğunda ilk sorunuz  “Oyunun konusu neymiş?” olmuyor mu? Peki ya cevap olarak “Henüz belli değil, akşama belli olacak.” Diye bir yanıt alırsanız? Böyle bir tiyatro olabileceğine inanabilir misiniz?

Yaklaşık yirmi yıldır Drama çalışmalarının içindeyim. Bu çalışmalar son on yıldır işin eğitmenliği düzeyinde sürüyor. Ama nedense yaptığım şeyi kimselere anlatamıyorum. Tiyatrocu arkadaşlarım bile “Neler yapıyorsun?” sorularına verdiğim “Drama çalışmaları” yanıtına alaycı bir gülümsemeyle karşılık veriyorlar. Neden mi? Çünkü drama,  tiyatro sahnesine çıkamayanların yaptığı, daha çok çocuklarla uygulanabilecek oyunlar olarak algılanıyor da ondan. Tiyatro dediğin günlerce yapılan provalar, mizansen ve ezber çalışmaları sonucunda ortaya çıkan bir eserdir, gerisi çocuk oyunu.

Hiç de öyle değil efendim. Yıllardır dramanın, doğaçlamanın modern tiyatro anlayışındaki yerini, oyunculuk eğitimindeki önemini anlatmaya çalışmaktan dilimde tüy bitti. Ama sonunda bana yardımcı olacak bir topluluk buldum, şimdi “Drama da neymiş?” diyenlere “Gidin seyredin de öğrenin bakalım drama nasıl sahne sanatı olabiliyormuş. “ diyebileceğim, yaşasın.

Mahşer-i Cümbüş, sahneye adım attığı andan itibaren, her an “Acaba şimdi ne olacak?” gerilimini taşıyan, seyircinin  “Dur zor bir şey söyleyeyim de beceremesinler” tarzı sadist duygularını okşayan, ortak ürettiğiniz ve sadece o gün orada olan seyircilerle sizin seyrettiğiniz oyunları bir sır gibi paylaşırken,  aynı oyunun bir daha hiç oynanamayacağı düşüncesiyle bir yandan sevinç bir yandan üzüntü duyduğunuz bir doğaçlama sunuyor. Tiyatronun zor, dramanın kolay olduğunu iddia eden ama,  sahnede karşısındaki oyuncunun dili sürçse ne diyeceğini bilemeyen tiyatrocuların inadına müthiş bir spontanlıkla ardı ardına esprileri, mizansenleri üretiyor, seyirciye daha önce hiç yaşamadıkları bir haz veriyor. On yaşındaki çocuktan (ki bu benim oğlum oluyor) yüz yaşındaki dedeye kadar herkes,  aynı derecede katılımcı olabilecekleri,  aynı derecede zevk alabilecekleri bu oyunları kahkahalar içinde seyrediyorlar. Ama işin asıl sinir bozucu tarafı yapılan iş son derecede zor olmasına karşın sahnedeki gençlerin, bunu sanki peynir ekmek yer gibi yapıyor olmaları. Olmuyor çocuklar, siz böyle yaparsanız biz dramanın ciddi bir iş olduğunu nasıl anlatacağız klasik tiyatrocu arkadaşlarımıza? Bizi ciddiye almalarını nasıl sağlayacağız? “Almazlarsa almasınlar” dediğinizi duyar gibi oluyorum, demiyorsanız da deseniz iyi olur, çünkü nasıl olsa seyirci sizin değerinizi biliyor ve ciddiye alıyor, bence önemli olan da bu.

 
Son Güncelleme ( 29 03 2007 )
 
< Önceki   Sonraki >